Necip Fazıl Kısakürek Sözleri

Aşağıda sizler için 2026 yılı itibarıyla hazırladığımız Necip Fazıl Kısakürek Sözleri bulunuyor. Bu özel içerik, kısa ve uzun seçeneklerle dolu olup, duygularınızı etkileyici bir şekilde ifade etmenize yardımcı olacak. Güzel ve anlamlı sözler arıyorsanız, havalisozler.com.tr bulacağınız bu Necip Fazıl Kısakürek Sözleri, sosyal medyada paylaşım yaparak ilgi çekmenizi sağlayacak. Sevdiklerinizle paylaşabileceğiniz bu sözler, günlük mesajlarınızı daha özel kılacak.




Ölecek miyim, tam da söyleyecek çağımda, söylenmedik cümlenin hasreti dudağımda.
Hayatımızın yarısını uyuyarak geçiriyoruz, diğer yarısını da uyutularak…
Üç günlük dünya için gayret üstüne gayret, ebedi bir yaşam için gayret yok hayret.
Devler gibi eserler bırakmak için, karıncalar gibi çalışmak lazım.
Tam 30 yıl saatim işlemiş ben durmuşum, gökyüzünden habersiz uçurtma uçurmuşum.
Ya Allah’a baş eğer hiç kimseye eğmezsin, ya da herkese baş eğer hiçbir şeye değmezsin.
Bana bir ben lazım, bir de beni anlayan. Beni bir ben anlarım, bir de beni yaradan…
Ölüm zorların zoru, yaşamak ondan da zor!
Ayağın taşa takıldığında Allah kahretsin bile dememelisin, dua etmelisin ki taşa takılan bir ayağın var…
Sokak lambası gibi olma ey yar. Kime yandığın belli olsun.
Önüne gelenle değil, seninle ölüme gelenle beraber ol.
Biz; ayakları şişene kadar namaz kılan peygamberin, gözleri şişene kadar uyuyan ümmetiyiz.
Sonunda ‘eyvah’ diyeceğin şeylere, başında ‘eyvallah’ deme. Pişman ol fakat pişman ölme.
İnsanın kazandığı paradan değil, paranın kazandığı insandan kork.
Ey bir aileye bile hükmedemeyen ilerici. Üç kıtaya, yedi denize hükmeden ecdadın mı gerici?
Ne gelirse başımıza Hak’tandır; fakat geliş sebebi, Hak’tan ayrılmaktandır.
Yarın elbet bizim, elbet bizimdir gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir!
Akıldan büyük nimet, zekâdan da ağır yük tanımıyorum.
Kadın mezarlığa girerken başını kapıyor, dışarı çıkarken açıyor, ölüye karşı kapayıp, diriye karşı açmak akıl almaz.
Sabır, çekilen şeyi duymamak değil, ona dayanmayı bilmektir.
Ellerime uzanan dudakları tepeyim, Allah diyen gel seni ayağından öpeyim!
Hayatın çilesine tahammül gerek, değil mi ki sefa ile cefa müşterek? Sizce ağlamak için gözyaşı mı gerek? Bazen dertliler de ağlar ama gülerek…
Kavuşmak mı? Belki… Daha ölmedim!
İki insan çeşidi vardır. Zaman geçtikte hatalarıyla yüzleşen! Zaman geçtikçe yüzsüzleşen.
Zonklayan başım benim, kan pıhtısı, cerahat; ona yastıkta değil, secde yerinde rahat…
Yanında olduğum zaman değerimi bilmezsen; değerimi bildiğin gün beni yanında bulamazsın…
Camiye dikey olarak gel, yatay olarak zaten geleceksin!
Kadından kendisinde olmayanı isteriz; hasret yerinde kalır ve biz çekip gideriz.
Düşünüyorum: O’ndan evvel zaman var mıydı? Hakikatler, boşluğa bakan aynalar mıydı?
Bazı insanlar alçak gönüllüdür, bazıları da alçak olmaya gönüllüdür.
Biz bize gerici diyenlere ancak deh demek için gerideyiz…
Ne başını kapat, altını göster; ne altını kapat, üstünü göster. Hepsini kapat, imanını göster.
Eğer tadını bilirseniz ekmeği paylaşmak ekmekten daha lezzetlidir.
An oluyor bir garip duyguya varıyorum; ben bu sefil dünyada acep ne arıyorum?
Tomurcuk derdinde olmayan ağaç, odundur.
Yusuf baştan aşağı iffet olduktan sonra, Züleyha baştan aşağı afet olsa ne yazar.
Hayat dediğin Allah (c.c.) için değilse, ne çıkar hayat önünde eğilse.
Soruldu mu ne bilirsin diye; haddimi bilirim soruldu mu ne istersin diye; haddimi bilir, hakkımı isterim demeli…
Ölüm güzel bir şey, budur perde arkasından haber, güzel olmasaydı ölür müydü peygamber!
Allah bir! Demektense ecel teri dökerken; ölüversem, beklenmez anda Allah bir erken…
Gönlüm uçmak dilerken semavi ülkelere, ayağım takılıyor yerdeki gölgelere.
Sizde olan tükenir onda olan sonsuz, feza sizin olsa ne yapacaksınız onsuz.
Hep nefis çıkar karşıma, ölüp ölüp dirilsem; insandan kaçmak kolay, kendimden kaçabilsem.
Sevdalın şu dağı del dese, koşar, delersin! İş Allah’a geldi mi, gücün yok, sendelersin!
Benim ayağımın altıda müsait başımın üstü de nerde olacağını sen belirle…
Ne kervan kaldı ne at, hepsi silinip gitti, iyi insanlar iyi atlara binip gitti.
Ey düşmanım, sen benim ifadem ve hızımsın; gündüz geceye muhtaç, bana da sen lazımsın!
Cevabımın şiddetinden susuyorum!
Bir idamlık Ali vardı asıldı kaydını düştüler mühür basıldı. Geçti gitti, birkaç günlük fasıldı. Ondan kalan, boynu bükük ve sefil; bahçeye diktiği üç beş karanfil…
Anladım işi; san ’at Allah ı aramakmış, marifet bu, gerisi yalnız çelik çomakmış…
Çocukken gün battı mı, bir köşede ağlardım; nihayet döne döne aynı noktaya vardım.
Payımıza sükût düştüğünden beridir, kalbimizin sesini daha bir güzel duyar olduk.
Yola çıktıklarını yolda bulduklarına değişirsen hem yolunu kaybedersin hem dostunu!
Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader; aldırma, böyle gelmiş, bu dünya böyle gider!
Ölüm ölene bayram, bayrama sevinmek var; oh ne güzel, bayramda tahta ata binmek var!
Armut deyip geçmeyin, onun ilk hecesi çoğu kişide yoktur!
Dün geçti bugünü düşünüyorum, yarın var mı? Gençliğine güvenme, ölenler hep ihtiyar mı?
Bizler açlıktan karnına taş bağlayan peygamberin, doymak bilmeyen ümmetiyiz…
Sanma oruç, bu akşam tıklım tıklım ye diye; bu akşam, yarın oruç tutabilmek için ye.
Keşke ben Allah kelimesinden başka, ağzından tek söz bile çıkmayan bir dilsiz olsaydım!
Aldığımız nefesi bile geri veriyorsak, hiçbir şey bizim değil.
Elindeyse zamana, dur, geçme diye dayat. Bir sigara içmekten daha kısa bu hayat.
Kendini dünyalar kadar değerli zannedenlere kısa bir not; dünya beş para etmiyor…
Öyle insanlar vardır ki; lağıma düşseler, lağımı kirletirler.
Helal ile beslersen çocuğunu hürmet ile öder borcunu, haram ile beslersen o’nu hakaret ile öder borcunu.
Dinde zorlama yoktur, insan özgürdür elbette! İsteyen bu dünyada pişer, isteyen ahirette!
Her ağızda, her telde fanilik dırıltısı, sonunda tek bir şarkı, tabutun gıcırtısı!
Ben geçmişimi dürdüm büktüm ve kaldırıp çöpe attım bu çöpleri ise ancak kediler ve köpekler karıştırır!
Yum gözünü, kalbine her an yokluğu üfür! Kendinden geçmek iman, kendinde olmak küfür…
İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal, hamallık ki sonunda ne rütbe var ne de mal.
Sırma renginde pislik, dünyanın süsü püsü, bende tek aziz eşya annemin başörtüsü…
İnsanlar ikiye ayrılır, vaktini beşe ayıranlar, vaktini boşa ayıranlar.
Allah var fakat bizim ondan, yalnız sorulduğu zaman haberimiz var!
Siz hiçbir sarrafın bağırdığını duydunuz mu? Kıymetli malı olanlar bağırmaz.
İnsan namaz kılarsa, namaz da insanı insan kılar.
Biz şiiri iman için bilmişiz ve bu mihrak bilgiyi, her bilginin geçtiği bin bir yol ağzı biliyoruz.
Ve tekrar uyuyayım ve kalkayım ezanla! Yaşaya dursun insan, hayat dediği zanla.
Ölüm her aklına geldiğinde ‘ah’ edip ‘vah’ edip inleme; bu halinle rabbimi incitmiş olacaksın. Ecel kapıyı çaldığı zaman evi telaşa verme; o geldiği zaman, sen çoktan gitmiş olacaksın.
Felsefe; çürük cevizlerle dolu bir denizde sağlam cevizi aramaktır.
Kader, beyaz kâğıda sütle yazılmış yazı; elindeyse beyazdan, gel de sıyır beyazı!
Öyle ucuz değil gül koklamak. Gül tutan ele diken batmalı. Bir aşka gönül veren o aşkın kapısında yatmalı!
Kimileri vardır aşkın en yücesine layıktır. Kimileri vardır aşkın en yücesini versen de aşağılıktır.
İhya etmek için ne kadar ilim lazımsa imha için de o kadar cehalet kâfidir…
Kökünü beğenmeyen dal ve dalını beğenmeyen meyve olgunlaşmadan çürür.
İnsanı olgunlaştıran yaşı değil, yaşadıklarıdır…
İnsanın sevdiğini kaybetmesi, dişini kaybetmesi kadar ilginçtir. Acısını o an yaşar, yokluğunu ömür boyu.
Ne sabahı göreyim ne sabah görüneyim; gündüzler size kalsın, verin karanlıkları! lslak bir yorgan gibi, sımsıkı bürüneyim; örtün, üstüme örtün, serin karanlıkları.
Ömrün ilk yarısı; ikinci yarısını beklemekle, ikinci yarısı da ilk yarısının hasretiyle geçer.
Ölüm herkesin başına gelir, ama geç ama erken… Ya kazanırken ya da kazandığını yerken…
Beni kimsecikler okşamaz madem, öp beni alnımdan; sen öp seccadem.
Geçti, istemem gelmeni, yokluğunda buldum seni; bırak vehmimde gölgeni, gelme, artık neye yarar?
Başım çığlıklı bir çocuk, onu nasıl avutsam? Ne yapsam da ölümü bir saatçik unutsam?
Göz kaptırdığım renkten, kulak verdiğim sesten affet, senden habersiz aldığım her nefesten.
Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak; benimse alın yazım, yokuşlarda susamak.
Necip Fazıl’a sormuşlar neden sigarayı bu kadar çok seviyorsunuz? Benim için yanan bir tek o var demiş…
Bana çağdışı diyorlarmış. Ne büyük bir onur! Ben bu çağın dışında kalmayayım da içinde mi boğulayım.
Zamanın çarkları sizi yürütüyor, zamanın çarkları beni öğütüyor…
Bir namazım, bir duam, birde eski seccadem, hepsi hepsi bu kadar, işte benim sermaye.
Benimki benim seninki de senin! Bu şeriattır. Seninki senin benimki de senin! Bu tarikattır. Ne benimki benim ne de seninki senin her şey Allah’ın! Bu da hakikattir!
Evdeki hesabımız bile çarşıya uymuyorken, ahiret hesabımızın vay haline.
Af var diye işlenen suçtan vicdan burkulur; affı sigortalayan hayâsızdan korkulur…
İkinizin de ne eş ne arkadaşınız var sükût gibi münzevi çığlık gibi hürsünüz. Dünyada taşınacak bir kuru başınız var onu da hangi diyar olsa götürürsünüz.
Adam olmak cinsiyet meselesi değil, şahsiyet meselesidir.
Gözüm, aklım, fikrim var deme hepsini öldür sana çöl gibi gelen, o göl diyorsa göldür…
Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar; onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.
Çıkamam, aynalar, aynalar zindan. Bakamam, aynada, aynada vicdan; beni beklemeyin, o bir hevesti; gelemem, aynalar yolumu kesti.
Verirler ben acizim, kudret senin dedikçe. Verenin şanı büyük, sen iste istedikçe…
Seni affetmek hayatımın en büyük hatasıydı. Nerden bilebilirdim ki. Katilini affedersen seni yine öldüreceğini…
Sabırda pişer koruk, yerle bir olur doruk. Sabır, sabır ve sabır, işte Kur’an ‘da buyruk.
Kula kulluk etme! Unutma ki sen de kulsun. Ve gerektiğinden fazla önem verme! Yoksa unutulursun.
Neye yaklaşsam sonu uzaklık ve kırgınlık, anla ki yok Allah’tan başkasıyla yakınlık.
Fikrin olduğu her yerde şiddet, operatörün neşteri gibi bir nimet, olmadığı yerde de katilin bıçağı şeklinde bir afettir.
Gökler ağlıyor, biz ağlamışız çok mu? Bize yobaz diyorlar, haberin yok mu?
Her kahkahanda Allah’a teşekkür etmiyorsan, neden her ağladığında o’na kızıyorsun?
Allah’ın on pulunu bekleyedursun on kul bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul. Bu taksimi kurt yapmaz kuzulara şah olsa yaşasın kefenimin kefili karaborsa.
Zamanı kokutanlar mürteci diyor bana; yükseldik sanıyorlar, alçaldıkça tabana.
Gençlik… Gelip geçti… Bir günlük süstü; nefsim doymamaktan dünyaya küstü.
Düşünmek şu, bu değil, öteleri düşünmek; sizinse düşünceniz yataklarda eşinmek.
Veren de o alan da o, nedir senden gidecek? Telaşını gören de can senin zannedecek.
Diyorlar bana, kalsın şiirde sözde yerde, sen araştır, göklere çıkan merdiven nerde.
Gençliğine doyamadan gitti, derler. Doymak mümkün mü ki, doyup da gitsin. Doymak burada değil. Burası acıkmanın yeri…
Benim istediğimi Allah istemiyorsa, konu kapanmıştır.
Çile kapısından erişilecek dünyayı bilseydin, yatağını yorganını satardın.
İçimizde bu kadar perişan hale getirilmeseydik; dışımızda bu kadar hürmetsizliğe uğramayacaktık.
Bin “günahın” olsa da bana, bir “gün ah’ım” yok sana…
Ey gönül, gidenden ümidini kes! Kaçan bir hayale benziyor herkes, sanki kulağıma gaipten bir ses buluşmalar kaldı mahşere diyor.
Ağaçtan düşen yaprak nasıl kurumaya mahkûmsa gönülden düşen insan da ‘unutulmaya mahkûmdur.
Yalnızım diye üzülmüyorum. Çünkü biliyorum, yalnız insanın ihanet edeni de olmaz…
Dünya güzel olsaydı, doğarken ağlamazdık… Yaşarken temiz kalsaydık ölünce yıkanmazdık.
Ne hasta bekler sabahı ne taze ölüyü mezar ne de şeytan, bir günahı, seni beklediğim kadar.