Sunay Akın Sözleri

Aşağıda sizler için 2026 yılı itibarıyla hazırladığımız Sunay Akın Sözleri bulunuyor. Bu özel içerik, kısa ve uzun seçeneklerle dolu olup, duygularınızı etkileyici bir şekilde ifade etmenize yardımcı olacak. Güzel ve anlamlı sözler arıyorsanız, havalisozler.com.tr bulacağınız bu Sunay Akın Sözleri, sosyal medyada paylaşım yaparak ilgi çekmenizi sağlayacak. Sevdiklerinizle paylaşabileceğiniz bu sözler, günlük mesajlarınızı daha özel kılacak.




Dün bir şarkı çıktı radyoda yarısına ben eşlik ettim yarısına gözlerim. Söylemek çok acıtıyor ama ben seni çok özledim.
Hep denir ya ben arkandayım sırtın yere gelmez diye… Ben almayayım yüzüm yere geleceğine sırtım yere gelsin.
Sigaraya ilk başladığında saklarsın ya hani. Ta ki ailen görene kadar. Ben de aşka öyle sakladım kendimi ta ki seni görene kadar.
Eğer inceldiği yerden kopmasına izin vermezsen gün gelir en sağlam yerinden kopar. Canın yanar canını yakar.
Giydikçe açılır diyen tezgâhtar uzadıkça şekil alır diyen kuaför ve zamanla unutursun diyen arkadaş bunların hepsi aynı örgüte üye.
İki pencere açık kalınca cereyan iki yürek açık olunca aşk olur ama sonuç değişmez İkisinin de sonunda üşütürsün.
Ne garip şey şu mutluluk! Gitti mi gider çağırsan gelmez gelse de kalmaz kalsa bile yetmez.
90 -60 -90 ‘ı herkes bilir. Elbette ki vücut ölçüleri. Ama birde 200 -70 -60 var. Unutmayın bu da tabut ölçüleri.
Sağır ve dilsiz ki okşarken sevgilisinin tenini elleriyle hem sevişir hem konuşur.
Laf ebeliği yapma sevgili çünkü ebe de sensin sobe de.
Hani bir kelebek yakalarsın bakmak istersin… Ama elini açsan kaçacak sımsıkı tutsan ölecek. İşte böyle bir şey seni sevmek.
Elden düşme sevdalar değil istediğim. Yüreğinin sahibi olmalıyım ya da hiçbir şeyin. Yüreğinin sahibi değilsem önemi yok bir şeyin.
Her gece yatmadan okuduğum bir kitap olmanı isterdim. Kırardım ışıkları söndürmeden yarım kalan sayfanın ucunu ki sen buna Tenim kırışıyor yaşlanıyorum derdin.
Eğer aşk nasıl biteceği bilinmeyen yarım yamalak bir cümleyse hayatında Uzatmaya gerek yok noktayı koyup bitirmeli aslında.
Sevgi Sevdiğin kişinin mutlu olduğunu gördükçe O’nun mutluluğu ile mutlu olabilme sanatıdır.
Sevgilim kızma sakın ve lütfen yanlış anlama kırmızı rujunu sürünce paramın yetmediği elma şekerleri geliyor aklıma.
Kılları uzadıkça ellerimin unuttum kâğıtlardan nasıl gemi yapıldığını ki yaşlılığa uzanan birer iskeledir parmaklarım çözüldü.
Üzülme gitti diye bu yılın modası böyle! 3 gün sever sonra bezer senin aradığın Aslı ile Kerem 21. yüzyılda ne gezer.
Sevmek yürek ister değil her yürek sevmek ister. Sadece sevdiğine sonuna kadar sahip çıkabilmek cesaret ister.
Oyuncak ve insan kalbi çok benzer birbirine. Bazen tamiri olmaz ikisinin de.
Ne iş yaparsın sen dedi Hamalım ben dedim. Nasıl yani dedi. Elimden tutmasını bilenin yüreğini taşırım dedim.
Artık ne sıradaki parça sen ol ne de bana gel Bence sen biraz dürüst ol ve önce kendine gel.
Ben yaşadıklarımın hiçbirini unutmam evet yeri gelir susarım ama bir gün öyle bir giderim ki kaybedeceğim hiçbir şey olmaz!
Yoksul bir çocuk görsem yağmur altında üşüyen köprü olmak geçer hiç değilse içimden.
Tenine dokunabilmek mi? Haşa! Gözüm göz menziline girsin yeter! Hadi düş düşlerime tutmayana aşk olsun.
Bir gün diyorum. Bir gün gelecek ve uyanınca ilk aklıma gelen sen olmayacaksın.
Ne zaman sıkıca tutsam aşkı yüreğimle annem dürter usulca hadi uyan diye.
İki rayı gibiyiz bir tren yolunun. Yakın olması neyi değiştirir son istasyonun.
İnsan inandığı şeyler uğruna muhteşem hatalar yapabilir diyorlar. Sanki inanmaktan daha muhteşem bir hata yapılabilirmiş gibi.
Üzülmüyorum. Bir gün diner elbet gönlümdeki derin sızı. Hep hayırsız değil ya bu insanlar bir gün beni de bulur hayırlısı.
Tüm gücünle sevme sevgisinden emin olmadığın kişiyi. Ve unutma bugün seni terk eden dün uğruna ölecekti!
İtiraf etmeliyim ki seninle her şey güzeldi ama itiraf etmek gerek ki sensiz daha da güzel.
Belki aradığını bulamamış olabilirsin bende ama unutma ki bende bulduğunu bulamayacaksın hiç kimsede.
Kızmıyorum artık hayata! Bakıyorum seçiyorum gülüyorum geçiyorum.
Yokluğunun iki yakasını bir araya getirip varlığını ilikler misin ömrüme?
İkimizde aynı şeyi düşünüyoruz. Ben seni sen kendini.
Kırgınlığım lunaparkta unutulmuş bir çocuğun nefreti kadar. Sorun atlı karıncalar değil arkamdan dönüp duran dönme dolaplar.
Aşk bir bakıma sobaya dokunmak gibidir. Bir defa yanarsın izi kalır. Sonra bir daha dokunmazsın sadece yanına yaklaşırsın.
Ne yani papatyada bir yaprak daha olsaydı beni sevecek miydi?
Büyüdüm artık. Anladım ki masallardaki kadar masum değilmiş hiç kimse. Sevmek acıtıyor gitmek alışkanlık olmuş ilişkilerde!
Kabuğunu koparmadan ne bir elmayı soyabildim ne de iyileştirebildim bir yaramı. Ama karşıma çıkınca kızmadım hiç elma kurduna bendim çünkü bıçağı saplayan onun yurduna.
Aşk sakızdan çıkan sözler kadar basit olmaya devam ettikçe insanlarda onu çiğneyip tükürmeye devam edecekler.
Söylediğin her yalandan sonra keşke hep çocuk kalsaydım deme. Çünkü söylediğin her yalanda yeterince küçüldün zaten gözümde.
Üzülmüyorum! Çünkü hayat yeni bir şey öğretti bana Hiç gitmeyecekmiş gibi sevenler hiç sevmemiş gibi gidenlermiş aslında.
Dudaklarında gözüm yoktu oysa… Kalbini istemiştim bi tek. Tek hayalimdi iki kaşın ortasına öpücük kondurup helalimsin demek.
Bunca kalp kırıklarına rağmen küçüklüğümde yaptığım gibi rüzgârı arkama alıp bağırmak istiyorum hayata Acımadı ki!
Aramıyorum. Ne bebeklik ne çocukluk günlerimi neden arayayım? O günlerde sen yoktun ki.
Çocuk değilim artık büyüdüm. Biraz yorgun biraz kırgınım yine de. Yeter artık! Giden yolunu kalan yerini bilsin sadece.
Kimse bilsin istemiyorum kalbimin kırıldığını. İşte bu yüzden herkesten gizlerim yüzüm gülerken içimin ağladığını.
Senin küle çevirdiğin kalbe bir başkası üfleyip yeniden hayat verir.
Herkes bir üçgenin iç açıları toplamını bilir de kimse bir insanın iç acıları toplamını bilmez.
Tam da unutmuşken gittiğini artık acıtmıyorken yokluğun en içten kahkahalarımın arasında aklıma gelmek zorunda mısın?
İlk önce konuşmaktan korkarsın sevdiğinle Sonra ona âşık olmaktan. Bunlar neyse de en son kaybetmekten korkarsın işte.
Elinden geleni yaptıktan sonra sıra ayağından geleni yapmakta gitmek gibi mesela.
Biliyorum yarınlarım dünden farksız. Hayat mı bana küstü ben mi ona küstüm hatırlamıyorum ama şu aralar fena dargınız.
Tıpkı sevilmeyen bir öğretmen gibiydi kalbim. Parmak kaldıranlara inat hep dersten anlamayanları seçti.
Yüreğim ıslaktır benim kuytularda ağlamaktan ve hafif uçuktur rengi kurusun diye kaç kez güneşe asılmaktan.
Gelir gibi yapıp köşeden U dönüşü yapıyor mutluluk Bir türlü mutlu olamadık bizde ama hala umutluyuz.
Ortak yönümüz çoktu bizim. Birbirimiz için yaratılmıştık sanki. Aynıydı düşüncelerimiz ben seni düşünürdüm sen kendini.
Sevmek hayal kurmak kadar kolay. Peki ya unutmak kurduğun hayallerin gerçekleşmesi kadar zor.
Doktora gittim geçende kalbimde sen varmışsın. Ve bu arada röntgende çok tatlı çıkmışsın.
Bazen dünyanın en zor mesleğidir kendi duygularına tercüman olmak.
Özlemin tarifi yok. Kim ne demişse sebebi çaresizlik. Yanımdayken bile sana doyamazken nasıl anlatılır ki sensizlik.
Çay bardağına bırakılan dudak payı kadar bile uzak kalamam gözlerine.
Hayat işte. Uykun gelsin diye hayaline giren koyunları uykun kaçsın diye hayatına giren öküzleri sayarsın.
Beni senin gibi bir de annem terk etmişti ki göbeğimde durur onun yokluğundan bana kalan çukur.
Bazen başını alıp gidebilecek kadar cesur ve bazen kalıp her şeye göz yumacak kadar yürekli olabilmeli insan.
Sen bana mı soruyorsun yalnızlığı sever misin diye? Ben ki çayı bile 2 şekerli içerim birlikte erisinler diye.
Ne kadar gidişine ses etmesem de bir başkasının senin içini ısıtacağını bilmek benim hep içimi üşütecek.
Kim bilir belki yaralarımızı üflerken öğrendik ıslık çalmasını.
Nasıl sevmezsin eşitliği yürürken düşen çoraplarını aynı hizaya getirmek için annen değil miydi önünde diz çöken.
Üzülmüyorum. Beni sevmeyeni ben de sevmem. O bensizliği göze aldıysa zaten ben onsuzluktan bir şey kaybetmem.
Sevgiyi hak edene değil de muhtaçmış gibi görünene verdiğimiz müddetçe üzülen hep biz olacağız.
Bazen susmak gerekiyormuş bazen bomboş bakmak hayatın yalanlarına. Anlamaya çalışmak saçmalık! Anlamadan yaşamak gerekiyormuş. Ama bazen! Unutmak gerekiyormuş unutulma pahasına. Zaman değilmiş gideni getiren aslında zamanmış var olanı götüren.
Bir bavul dolusu cümle var defterimde. Yara bandı tutmayacak kadar derin tümcelerim sen yollarına 29 harfle acı döşeyen birine yara değil de yar diyebilir misin?
Göğsünde şakırdayan madalyalarıyla peşinde koştuğu dünyanın en aptal kuşunu bile zor yakalar generalim.
Son karesi gibi Red Kit’in batan güneşe doğru sürerken atımı gitme kal demeni bekliyordum ama yalnızca rüzgâr çekiştiriyor atkımı!
Halt etmiş Türkçe öğretmenleri en uzun fiil beklemektir çünkü.
İki çocuk rahatlıkla oturduğumuz kapının eşiğine kendi başıma zor sığıyorum bugün. Büyüdükçe insan yalnız mı kalıyor ne?