Cahit Zarifoğlu Sözleri

Aşağıda sizler için 2026 yılı itibarıyla hazırladığımız Cahit Zarifoğlu Sözleri bulunuyor. Bu özel içerik, kısa ve uzun seçeneklerle dolu olup, duygularınızı etkileyici bir şekilde ifade etmenize yardımcı olacak. Güzel ve anlamlı sözler arıyorsanız, havalisozler.com.tr bulacağınız bu Cahit Zarifoğlu Sözleri, sosyal medyada paylaşım yaparak ilgi çekmenizi sağlayacak. Sevdiklerinizle paylaşabileceğiniz bu sözler, günlük mesajlarınızı daha özel kılacak.




İnsan sevmeli; bazen bir insanı yahut da bir ağacı ya da kanadı kırık bir kuşu.
Aklımdan çıkmıyorsun dedim. Başka türlüsünü yorgunum anlatmaya.
Bir gün ister istemez karşısında olacaksın kaçtıklarının. Dua et o gün henüz mahşer olmasın.
Evet hatırladım küçük basit şeyler yetiyor kederlenmeye. Ya mutluluğa?
Dedim ya işte bocalıyorum. Yeniden yaşamaya başlamak kolay mı?
Bana hissettirdiklerini seviyorum, sanki her şey mümkünmüş gibi, sanki yaşamaya değermiş gibi.
Bize sözlerimizden çok yüreğimizden anlayan gerek.
Nereye kadar kendinden kaçabilirsin? Ya bir daha geri dönemezsen…
Ayrılıkla başım belada gözlerini çevir gözlerime yoksa ben sensiz bu sessizlikle. Deli gibiyim sensiz bu sensizlikle.
Filistin bir sınav kâğıdı her müminin önünde.
Şöyle olmuş: Ben sen demişim sense sen.
Ben onunla içimden konuşuyordum.
Düştümse sana bakarken düştüm.
Çıktığım her yerin kapısını sert kapatmamla tanınırken, senin kapın çarpmasın diye arasına elimi koydum.
Şimdi yoksun üstelik uzaktasın ellerin yapayalnız biliyorum gözlerin dalıyor yine hep benim için olmalı.
Hayır kalbim yorulmadım hayır hayır yıkıl daha.
Kapı aralığından baktığımda görebildiğim en güzel şeydir yaşamak.
Büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden, Suriye’nin toprağından, Bosna’nın bayrağından, Gazze’nin gözyaşından öpüyoruz…
Seni sevmek merhamettir Kudüs. Seni sevmek Peygamber duası gibi.
Buruşturularak atılmış bir kâğıt parçası gibiyim. İçimde kalkıp gidenlerden doğan boşlukların ağırlığı… Ve sevmek. Ve korkmak ve nasıl uzaydaymışım gibi yalnızım.
Bitti o şiir, başka mısra gerekmez.
Kuşlara takılıp gidiyor aklım.
Uçmayı öğrenmeden göçmeye mecbur kalmış bir kuş gibi kalbimiz.
Bir tabut düşün, içinde ben, içimde sen.
Merhamet capcanlı bir kuştu insan kalplerinde. Bir ölçü bir adaletli ki eşi emsali bulunmaz.
Ah şu yalnızlık kemik gibi ne yana dönsem batar.
Haydi bir şeyler daha yazayım diye kaleme sarılmayın. Beklemeyi bilin. Susayınca acıkınca nasıl anlıyorsak yazmak anını da anlarız.
O sabah ezan sesi gelmedi camimizden. Korktum bütün insanlar için bütün insanlık adına.
Farz et körsün olabilir. El ele tut. Taş al ve at. Kâfiri bulur.
Kalbinizi yumuşatın ama iradeniz sert olsun. Kelimelerinizi yumuşatın ama nüfuzunuz kuvvetli ve derin olsun.
Oturup konuşsak geçerdi belki her şey, başını alıp gitmek sevdaya dahil değil.
Bir şehir kadar kalabalıktır bazılarının yalnızlığı.
Bir duruşu olmalı insanın. Bir bakışı, bir anlayışı, bir aşkı, bir davası olmalı.
İçim, ey içim. Bu yolculuk nereye? Yine bir şehrin ölümünü başlatır gibisin.
Gelecektim ama daha kötü bir hatıram olsun istemedim.
Az ağlıyoruz, dünya bu yüzden çok kirli.
Bilmediğim ve ne yapacağı belli olmayan bir duyguyla hırpalanıyorum boyuna.
Diline bir düğüm at ve otur. Dinle. Gıybet ve dedikodu münakaşa ve cedel su-i zanlarla dolu söz varsa ya durma ayrıl ya da engelle.
Dedi ki sen şairsin elindeki bu taş ne? Dedim ki şair aşka boyun eğer zulme değil!
Ateşe hakiki bir çay koyalım. Şehri unutanlardan olalım.
Sen dağ gibi kurul ben zerre bir yer tutayım.
Bir ölüm vefalı bir de sonbahar.
Bazen yağmur olmak ister insan. Yağmak ister sevdiğinin yüreğine.
Yaşamak bir perde gibi kalkıyor aramızdan. Zamansız mekânsız bir tünel başındayız şimdi.
Bir gün elbette sofraya birlikte çökeriz. Sen dağ gibi kurul ben zerre bir yer tutayım.
Adam acı mümkün olduğu kadar kendi içine aksın diye yüzünü öne eğmişti.
Sevgisizliğinin dayatıldığı coğrafyalarda aşk şiiri yazmak bile başlı başına baş kaldırmaktır.
Şu küçücük kalpte nice hakkın yüklü.
Ve önemli olan ‘an’dır. Onu ibadet sabır anlayış tevazu ve merhamet ile anlamlı hale getirmek mutluluğun ta kendisidir.
Hayalimin ayağı yere değmiyor henüz. Onun gerçekleşmesine dayanacak onun yükünü kaldıracak topraklarım yok.
Bakıyorsunuz zulmedilenlerin tek ortak özelliği var Müslüman oluşları ve zulmedenlere bakıyorsunuz onların da bir tek özelliği var Kâfir oluşları veya küfre hizmet edişleri.
Bu dünya soğuk… Rüzgâr genelde ters yöne eser. Limon ağaçları kurur. Bahaneler hep hazır. Güzel günler çabuk geçer. İçimiz hep bir hoşça kal ülkesi.
Biz kendimizi hep doğru yoldan ayrılmamış kabul eder ve dünyanın bir imtihan hane olduğunu hep başkaları için düşünürüz.
Gökyüzüne bakmayanların kalbi daha çok kirlenir.
Başıma düşmüş sevda ağı. Bir başıma tenhalarda kahroldum.
Ölü kalbimiz dirileydi hakka dönüp sadakayla yıkanaydık dünyaya hiç meyletmeyeydik.
Değil mi ki kavuşmalarımız topal. Ayrılıklarımız koşar adım.
Şöyle irice bir kelime bul ok atsın yüreğime.
İnsan kendi mutlu olma imkânını görebilmeli. Mutluluksa filmlerin romanların içinde değil kendi yaşadığımız basit hayatın içindedir. Ve önemli olan yaşanılan andır.
Ve insan en çok göğe vurgun. Sonra zifiriliğe, şiire ve hep Allah’a.
Rüzgâr nereden eserse essin güzeldir. Alevler bir ayrı âlemdir. Dirlik sevinçtir göç içimizedir.
Zira, gökyüzüne bakmayanların kalbi daha çabuk kirlenir.
Az az ölüyoruz her gün yağmurdan havadan bahseder gibi.
Alnı secdeye inen insanların sesleri birbirine bağlanabilirse ancak o zaman sokaklar meydanlar ardına kadar açılır.
Vicdanen rahat olmamız yetmiyor. Başkalarının hakkımızda yanlış kanaatler edindiğini görmek üzüyor bizi.
Ehli takva olun ehli secde olun. Farzları alenen yerine getirin. Nafileleri kendi nefsinizden bile gizleyin.
Yıkılmak binaya mahsus bir şey değil ki, Züleyha. Bir insanın, bir cümle ile yıkıldığını gördüm ben.
Çok geçmeyecek aradan şöyle diyeceğim: Bulutlar açmadı, mavi gök orda mı?
Aradığımızın ne olduğunu biliyorsak arayacağımız yer bellidir.