Orhan Veli Kanık Sözleri

Aşağıda sizler için 2026 yılı itibarıyla hazırladığımız Orhan Veli Kanık Sözleri bulunuyor. Bu özel içerik, kısa ve uzun seçeneklerle dolu olup, duygularınızı etkileyici bir şekilde ifade etmenize yardımcı olacak. Güzel ve anlamlı sözler arıyorsanız, havalisozler.com.tr bulacağınız bu Orhan Veli Kanık Sözleri, sosyal medyada paylaşım yaparak ilgi çekmenizi sağlayacak. Sevdiklerinizle paylaşabileceğiniz bu sözler, günlük mesajlarınızı daha özel kılacak.




Ben ki her akşam yatağımda onu düşünüyorum, onu sevdiğim müddetçe yatağımı da seveceğim.
Gün ışığında hissemize razıydık kendimize hüzünler icat ettik avunamadık.
Bir yer var biliyorum, her şeyi söylemek mümkün; epeyce yaklaşmışım, duyuyorum, anlatamıyorum.
Sevdiğim insanlara kızabilirdim, eğer sevmek bana mahzun durmayı öğretmeseydi.
İçimde sonsuz bir sevinç. Bağırmak istiyorum; boş ver, diye haykırmak istiyorum.
En delikanlı mevsimdir kış. Yüzüne yüzüne vurur yalnızlığını.
Öyle bir zamanda gel ki vazgeçmek mümkün olmasın.
Aşk, benim için de benim gibiler için de biraz fazla. Fazla güzel bir şey. Ne uçmak geliyor elimden ne de ötmek. Her şeyden önce yiyip içmeye ihtiyacım var; halbuki, âşık olursam yiyip içemem.
En iyi savaşı olan sömürgeciliği kullanır insan. Ağlar bazıları, bazıları gülerek yapar bu işlemi, hem de kime güldüğünü bilmeden. Aldatır ya sanır ki karşıdaki yedi yalanı, aslında ta kendisidir aldatan insanı.
Bekliyorum! Öyle bir havada gel ki, vazgeçmek mümkün olmasın.
Şiir, yeryüzündeki tüm kuşları aynı anda havalandırma hareketidir.
Öyle bir zamanda gel ki vazgeçmek mümkün olmasın. Sessizce ağladığım anları kimse çığlık çığlığa hıçkırıklara dönüştürememiş olsun.
O gece gördüm, onun gözlerinde gördüm; gün ne güzel doğarmış meğer açık denizde!
Beni bu güzel havalar mahvetti.
Dayanılmaz şey değil. Benim de mi düşüncelerim olacaktı.
Sıvanmış, boyanmış bir binanın tuğlaları arasındaki harcı göremeyiz. Bina tamamiyetini ancak bu harçla temin ettiği zamandır ki, onu teşkil eden tuğlaları teker teker görmek, onların vasıfları üzerinde düşünmek fırsatını elde ederiz.
Anlamıyorum dilinden artık geceyi saran güzelliğin. İçim, kör bir kuyu gibi derin ve sonsuz rüyasında yalnızlık.
Şiir yazma hastalığım hep böyle havalarda nüksetti. Beni bu güzel havalar mahvetti.
Siyah akar Zonguldak’ın deresi. Yüz karası değil, kömür karası. Böyle kazanılır ekmek parası.
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı. Önce hafiften bir rüzgâr esiyor; yavaş yavaş sallanıyor yapraklar ağaçlarda, uzaklarda, çok uzaklarda, sucuların hiç durmayan çıngırakları. İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.
İşim gücüm budur benim. Gökyüzü boyarım her sabah, hepiniz uykudayken. Uyanır bakarsınız ki mavi.
Boş konuşan insan çana benzer, içi boş olduğu için çok ses çıkartır!
Sokakta giderken, kendi kendime gülümsediğimin farkına vardığımda, beni deli zannedeceklerini düşünüp gülümsüyorum.
Pencere, en iyisi pencere; geçen kuşları görürsün hiç olmazsa, dört duvarı göreceğine.
İmkânsız şey şiir yazmak aşıksan eğer ve yazmamak, aylardan nisansa.
Gün olur, alır başımı giderim, denizden yeni çıkmış ağların kokusunda şu ada senin, bu ada benim, yelkovan kuşlarının peşi sıra. Dünyalar vardır, düşünemezsiniz; çiçekler gürültüyle açar, gürültüyle çıkar duman topraktan. Hele martılar, hele martılar, her bir tüylerinde ayrı telaş! gün olur, başıma kadar mavi; gün olur, başıma kadar güneş; gün olur, deli gibi.
Yanlış işler görenler bile o işleri memleket sevgisiyle gördüklerine inanırlar.
Neler yapmadık şu vatan için. Kimimiz öldük, kimimiz nutuk söyledik!
Ama benim için güzel şehir, çirkin şehir diye bir şey yok. Sadece senin bulunduğun şehir, senin bulunmadığın şehir diye bir şey var.
Yalnız seni sevdiğimden ve yalnız seni seveceğimden başka bir şey düşünme.
Ne kâğıt yeter ne kalem. Mesut sanmam için kendimi bunların hepsi. Hepsi fasa fiso, ne takayım, ne tekneyim. Öyle bir yerde olmalıyım, öyle bir yerde olmalıyım ki ne ışık ne sis ne buğu gibi insan gibi.
İşim gücüm budur benim gökyüzünü boyarım her sabah hepiniz uykudayken. Uyanır bakarsınız ki mavi. Deniz yırtılır kimi zaman. Bilmezsiniz kim diker. Ben dikerim.
Asma suratını, deme be kadın, ne değişir? Yine, İstanbul’daki asma köprüler gibi asma gülücükler iliştiririm yüzüme ve gözlerimin altından binlerce Marmara akıtırım. Şu Orhan Veli’nin de alacağı olsun. Serde erkeklik varmış; ağlanmazmış.
Eski bir sevdadan kurtulmuşum artık büyük kadınlar güzel.
Şiir, bütün özelliği edasında olan bir söz sanatıdır.
Biliyorum, kolay değil yaşamak ama işte bir ölünün hala yatağı sıcak birinin saati işliyor kolunda yaşamak kolay değil ya kardeşler ölmek de kolay değil; Kolay değil bu dünyadan ayrılmak.
Şiir yazıp eskiler alıyorum. Eskiler verip Musikiler alıyorum. Bir de rakı şişesinde balık olsam!
Aklımdan çıkmıyorsun, dedim. Başka türlüsünü yorgunum anlatmaya.
Her gün bu kadar güzel mi bu deniz? Böyle mi görünür gökyüzü her zaman? Her zaman güzel mi bu kadar; bu eşya, bu pencere? Değil, vallahi değil; bir iş var bu işin içinde.
Yüz kelimelik bir şiirde yüz tane güzellik arayan vardır. Halbuki bin kelimelik bir şiir bile bir tek güzellik için yazılır.
Bir dağ başı yalnızlığı yaşıyorum yeniden. Dağ başı yalnızlığı ölümden beter. Hiç kimse aramasa sormasa beni. Sen gelsen yeter.
Farz et ki rüzgardım, esip geçtim hayatından.
Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel, kelimelerinse kifayetsiz olduğunu. Bu derde düşmeden önce.
Ve ihtimal; sen yeni beni sevmeyeceksin.
Büyüdüm, işsiz kaldım, aç kaldım. Para kazanmak gerekti, girdim insanların içine, insanları gördüm.
Duyduğum yoktu ne vakittir. Güvercin sesi, kumru sesi, pencerede; içime gene yolculuk mu düştü, nedir? Nedir bu yosun kokusu, martıların gürültüsü havalarda; nedir? Yolculuk olmalı, yolculuk.
Gemiler vardı, limanda gemiler. Her biri yeni bir ufka gider.
Çok hakkın var üstümde helal etmezsen, kul hakkı bu, şaka değil eğer helal etmezsen, dua etmeyi bir yana bırak, camiye gidip Allah’ın halısına bile basamam utancımdan.
Sokakta giderken, kendi kendime gülümsediğimin farkına vardığım anlarda insanların beni deli zannedeceğini düşünüp gülümsüyorum.
Yaşamak kolay değil ya kardeşler, ölmek de değil; kolay değil bu dünyadan ayrılmak.
Şeytan diyor ki: Aç pencereyi; bağıɾ, bağıɾ, bağıɾ; sabaha kadar.
Bilmezler yalnız yaşamayanlar, nasıl korku verir sessizlik insana; insan nasıl konuşur kendisiyle, nasıl koşar aynalara, bir cana hasret, bilmezler.
İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı.
Gariban, Ne bir güzel var avutacak gönlümü bu şehirde, ne de bir tanıdık çehre. Bir tren sesi duymaya göreyim, iki gözüm, iki çeşme.
Ağlasam sesimi duyar mısınız, mısralarımda; dokunabilir misiniz, gözyaşlarıma, ellerinizle?
Ben bir ömür göz yaşı hapsine mahkûm edilmişken, senin gerçek sandığın sahte aşklarla, gülümseyecek olan gözlerin beni her gün bir kat daha öldürüyor.
Güzel kadınları severim, işçi kadınları da severim, güzel işçi kadınları daha çok severim.